Açık Denizler Antlaşması (High Seas Treaty) Yürürlüğe Giriyor..

Açık Denizler Antlaşması (High Seas Treaty) Yürürlüğe Giriyor..

Birleşmiş Milletler nezdinde kabul edilen Açık Denizler Antlaşması (High Seas Treaty), uluslararası deniz hukukunda son yılların en önemli gelişmelerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Resmî adıyla “Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi Kapsamında, Ulusal Yetki Alanları Dışındaki Deniz Biyolojik Çeşitliliğinin Korunması ve Sürdürülebilir Kullanımına İlişkin Anlaşma” (BBNJ Agreement) olarak anılan bu metin, açık denizlerdeki biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik ilk bağlayıcı uluslararası düzenleme olma özelliğini taşıyor.

Antlaşma, hiçbir devletin egemenliği altında bulunmayan açık deniz alanlarında deniz yaşamının korunmasını ve kaynakların sürdürülebilir biçimde kullanılmasını hedefliyor.
Bu çerçevede devletler, ekonomik veya bilimsel faaliyet yürütürken çevresel etki değerlendirmesi yapmak, deniz genetik kaynaklarından elde edilen bilimsel veya ticari faydaları adil biçimde paylaşmak ve gerektiğinde koruma alanları oluşturmakla yükümlü olacak.

Antlaşma aynı zamanda gelişmekte olan ülkelere yönelik kapasite geliştirme ve teknoloji transferi mekanizmaları da öngörüyor.

Dünya okyanuslarının yaklaşık %64’ü açık denizlerden oluşuyor ve bu alanlar, küresel iklim dengesi, oksijen üretimi ve gıda zinciri açısından hayati öneme sahip.
Buna rağmen bugüne kadar bu bölgelerdeki faaliyetleri doğrudan düzenleyen bağlayıcı bir hukukî çerçeve bulunmuyordu. Açık Denizler Antlaşması, bu eksikliği gidererek:

  • Açık denizlerde koruma alanları ilan edilmesine,
  • Faaliyet öncesi çevresel etki değerlendirmesi yapılmasına,
  • Genetik kaynaklardan doğan kazançların paylaşımına,
  • Bilimsel araştırma ve veri paylaşımında şeffaflığa imkân tanıyor.

Bu yönüyle, küresel düzeyde benimsenen “30×30 Hedefi” (2030’a kadar kara ve deniz alanlarının %30’unun korunması) açısından da önemli bir adım olarak görülüyor.

Antlaşma, 19 Haziran 2023 tarihinde kabul edilmiş ve 20 Eylül 2023 – 20 Eylül 2025 tarihleri arasında imzaya açılmıştır.

Yürürlüğe girebilmesi için 60 ülkenin onay (ratifikasyon) belgesini Birleşmiş Milletler’e sunması gerekiyordu. Bu sayı 2025 Eylül itibarıyla tamamlanmış olup, Antlaşma 2026 yılı başında yürürlüğe girecektir.

Antlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte, taraf devletler ilk Konferansı’nı (CoP1) düzenleyerek uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirleyeceklerdir.

Türkiye Açısından Değerlendirme:

Her ne kadar Antlaşma, yalnızca ulusal yetki alanları dışındaki denizleri kapsasa da Türkiye açısından dolaylı etkiler doğurması beklenmektedir.

Açık deniz ekosistemlerinin korunması, Ege ve Akdeniz’deki deniz yaşamı ve balıkçılık dengesi üzerinde olumlu sonuçlar doğurabilir.

Türkiye’nin Antlaşmaya taraf olması halinde, deniz biyoteknolojisi, bilimsel araştırma ve deniz genetik kaynaklarından doğan faydalara katılım açısından yeni imkânlar oluşacaktır.

Deniz çevresinin korunmasına ilişkin ulusal mevzuatın, uluslararası standartlarla uyumlaştırılması gündeme gelebilir.

Deniz taşımacılığı, balıkçılık ve deniz madenciliği gibi faaliyetlerin çevresel etkiler bakımından yeniden değerlendirilmesi gerekebilir.

Sonuç olarak, Açık Denizler Antlaşması, denizlerin yalnızca ekonomik bir kaynak değil, aynı zamanda ortak bir doğal miras olduğunu kabul eden küresel bir anlayışın ürünüdür.
Antlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte, deniz biyoçeşitliliğinin korunması artık yalnızca çevresel bir tercih değil, uluslararası hukuki bir yükümlülük haline gelmektedir.