1969 Tarihli Müdahale Sözleşmesi

(1969 tarihli Açık Denizlerde Petrol Kirliliğine Neden Olan Kazalara Müdahaleye İlişkin Sözleşme – International Convention relating to Intervention on the High Seas in Cases of Oil Pollution Casualties, 1969[1])

Müdahale Sözleşmesini genel olarak açıklayacak olursak; Müdahale Sözleşmesi ile açık denizde gerçekleşebilecek bir deniz kazası sonucunda petrolün denize veya kıyı şeritlerine dökülerek ve yayılarak kirliliğe yol açması halinde, deniz kazasından doğrudan etkilenen ya da tehdit altında bulunan sahildar devletlerin, kirlilikten etkilenme ihtimallerinin olması durumunda; söz konusu kirliliğe ilişkin önlem alınması ile müdahale edilebilmesine ilişkin yöntem ve usulleri içermektedir.

Böylece sahildar devlet, kirliliği ortadan kaldırmaya yönelik önlemler alırken veya kirliliğe müdahale ederken; geminin bayrak devleti, ilgili petrol şirketi ve diğer sahildar devletler ile koordinasyon içerisinde hareket etmesinin gerektiği; herhangi bir önlem almadan önce kıyı devletinin, adları IMO’nun gözetimi altında oluşturulacak bir listeden seçilecek olan bağımsız uzmanlardan danışmanlık alınmasının gerekliliği; son derece acil durumlar söz konusu olduğunda, Kıyı Devletinin önceden bildirimde bulunmadan ya da herhangi yetkili kuruma/kuruluşa danışmadan ya da hali hazırda başlamış bulunan danışmanlık görüşmelerine devam etmeden durumun aciliyeti çerçevesinde gerekli önlemleri alabileceği; alınan önlemlerin veya yapılan müdahalenin, gerçekleşen hasara ya da karşılaşılan tehlikeye uygun oranda olmasının gerektiği belirtilmiştir[2].

Ayrıca, Müdahale Sözleşmesinin hükümlerini ihlal ederek diğer tarafa zarar verecek şekilde önlem alan veya müdahale eden herhangi bir tarafın, Müdahale Sözleşmesinde bahsedilen nihai hedefe ulaşılması için gereken makul önlemleri aşarak zarara yol açmış ise, zarar açtığı tarafa tazminat ödemekle yükümlü olduğu; tazminat konusunda öncelikle tarafların müzakereler yoluyla anlaşması gerektiği, aksi halde arabuluculuk yolunun kullanılması gerektiği, buradan da sonuç alınamadığı takdirde tahkim kuruluna gidilebileceği hususlarında yükümlülük getirici nitelikte düzenlemeler tesis edilmiştir.

Taraf devletler, denizlerde ve kıyılarda petrol kirliliği tehdidi yaratacak ciddi sonuçlar doğurabilen deniz kazalarına karşı kendi çıkarlarını korumak için söz konusu çıkarların açık denizlerde de istisnai nitelikteki tedbirlerle korunmasının zorunlu olduğuna ve bu tedbirlerin açık denizlerin serbestliği ilkesini etkilemeyeceğine inanarak Müdahale Sözleşmesini kabul etmişlerdir[3].

Müdahale Sözleşmesinin kapsamı ise sözleşmenin 1. maddesinde şu şekilde belirlenmiştir:

“Bu Sözleşme’nin tarafları, büyük zararlı sonuçlar yaratması muhtemel bir deniz kazasının veya böyle bir kazaya bağlı fullerin denizde petrol kirliliği veya kirlilik tehlikesi yaratmasının ardından, kıyılarını veya ilgili menfaatlerini etkileyebilecek ciddi ve yakın bir tehdidin önlenmesi, azaltılması veya ortadan kaldırılması için gerekli (zaruri) sayılabilecek önlemleri açık denizde alabilirler.”

Sözleşmenin kapsamını belirleyen ve sözleşmenin temeli olan bu maddeden de anlaşıldığı üzere, alınacak olan tedbirler önleyici değil, kaza gerçekleştikten sonra kazanın sonuçlarını giderici niteliktedir.

Bu madde, her ne kadar sözleşmenin temeli olsa da kıyı devletinin müdahale yetkisi bakımından birçok sorunu açıklığa kavuşturmamıştır. Müdahale Sözleşmesi, geminin kıyıdan çok daha fazla uzakta kaza yapması durumunda orta çıkan petrol kirliliğinin veya kirlilik tehdidinin “ciddi ve yakın tehdit” olup olmadığının nasıl tespit edileceğine tam bir açıklık getirmemiş ve buradaki “uzaklık” konusunda herhangi bir sınırlama belirlememiştir. Ayrıca, madde kapsamında belirtilmiş olan alınabilecek olan tedbirlerin neler olacağı konusunda da açıklık bulunmamaktadır. Alınabilecek olan tedbirlere ilişkin olarak “zaruri sayılabilecek” önlemler şeklinde belirleme yapılmış ve bu sayede tedbirlerin sübjektif değil, objektif ölçütlere dayanması sağlanmaya çalışılmıştır[4].

Ancak yine de zaruri sayılabilecek önlemlerin neler olduğu konusunda Sözleşme kapsamında açıklık bulunmamaktadır. Dinstein, Sözleşme’de alınacak tedbirler konusunda açıklık bulunmadığı için bu tedbirlerin gemiyi bombalamaya ve batırmaya kadar varabileceğini ifade etmektedir[5].


[1]     6 Mayıs 1975’de yürürlüğe giren Sözleşme, 24 Kasım 2016 itibariyle 89 devlet tarafından onaylanmıştır. Türkiye, Sözleşme’ye taraf değildir.

[2]     O’Connel, D. M.: “Reflections on Brussels: IMCO and the 1969 Pollution Conventions”, Cornell International Law Journal, 1970, Vol. 3, Iss. 2, s. 167 vd.

[3]     Preamble, International Convention Relating to Intervention on the High Seas in Cases of Oil Pollution Casualties, 1969.

[4]     Cundick, R. P.: “High Seas Intervention: Parameters Of Unilateral Action”, San Diego Law Review, 1973, Vol. 10:514, s. 526.

[5]     Dinstein, Y.: “Oil Pollution By Ships And Freedom Of The High Seas”, Journal of Maritime Law and Commerce, January 1972, Vol. 3, No. 2, s. 371.



Bu sitede paylaşılan bilgiler yalnızca bilgilendirme amaçlı olup, Türkiye Cumhuriyeti Barolar Birliği’nin ilgili düzenlemeleri uyarınca reklam, teklif, hukuki öneri veya danışmanlık teşkil etmez. Bu sitede paylaşılan bilgiler, büronun logosu ve sair veriler BURUCUOĞLU Avukatlık Bürosu’na ait olup, büronun yazılı izni olmaksızın kullananlar hakkında yasal işlem yapılır. Bu siteyi ziyaret etmekle, yukarıdaki şartları kabul etmiş sayılırsınız.

error: